1. Yönetmek, çekip çevirmek.
- Ahmet büroyu ne kadar güzel idare ediyor.
2. Tutumlu olmak, kullanmak.
- Ayşe kızım idare etmesini bilen biridir.
3. Elvermek, yetmek, yetiÅŸmek, korumak, kurtarmak.
- Hakikaten bu iÅŸi iyi idare etti.
4. Hoş görmek, göz yummak.
- Müdür bey müfettişlere karşı yokluğumu iyi idare etti.
5. Örtbas etmek.
"Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem, çünkü idare etmez."
|
|
